yakınlaşma oluyor ama sirret bir kadınla (Penelope Ann Miller – ne güzel kadındı; yazık, haminne gibi olmuş) evli olduğu için Valentin işi uzatmıyor (çünkü ne de olsa Hollywood oyuncuları, tüm dünyaya sadakat timsali olarak nam salmışlardır). Bu arada, sesli filmler furyası başlıyor; Valentin’in yıldızı kaydıkça, Miller’ınki yükseliyor. Valentin kendini viskiye vuruyor; Büyük Buhranda da elinde ne var, ne yoksa kaybediyor. Ta ki, Miller’la yeniden karşılaşana kadar. Onun için seçim yapması gereken nokta da bu çünkü. Geçmişin şanında kaybolup gitmek mi, yoksa geleceğin belirsizliğine adım atmak mı? The Artist’in, John Gibert ve Greta Garbo’nun gerçek hayattaki ilişkilerinden esinlendiği açık. Tamam, George Valentin karakterinde Rudolph Valentino ve Douglas Fairbanks’in izleri, Peppy Miller’da da Louise Brooks’vari bir hava var. Ama hali hazırda dünya starı olan erkeğin sesli sinema gediğinde alkolizmin etkisiyle de son hızla çakılması, çakılırken de stüdyonun patronlarıyla kanlı bıçaklı olması ama bu sırada kadının daha önce olmadığı kadar ün sahibi olması, Gilbert ve Garbo’nun hayat hikâyesiyle neredeyse birebir örtüşüyor. Zaten filmin ilk yarım saati de fena değil aslında. Başroldeki aktörler sempatik; Dujardin’in yüz ve mimikleri sessiz sinemanın anlatım “diline” uyuyor; Bejo’nunki biraz fazla “modern” kalsa da, onu da kabul ediyoruz. Guillaume Schiffman’ın sinematografisi keskin; tam olarak 1920’lerin siyah-beyaz tonlamasında değil (zaten renkli çekilmiş film – Kanadalı yönetmen Guy Maddin’in son yıllardaki filmlerinde böyle bir tezat göremezsiniz), ama yine de belli bir havası var. Hazanavicius, son iki filminde, Fransızlar’ın James Bond’a cevabı olan Hubert Bonisseur de La Bath nam-ı diğer OSS 117’nin hikayelerini, Austin Powers vari bir dilde anlatmıştı; başrolde yine Dujardin ve karısı Bejo vardı. The Artist’in başlarında da öyle bir hava var. İyi mi? Hayır. Kötü mü? O da değil. Fena değil; izleniyor.
Fakat Valentin’in düşüşüyle film vites değiştiriyor ve George Cukor’un “A Star Is Born” ve Stanley Donen’ın “Singing in the Rain” filmlerinin gayrimeşru çocuğu haline geliyor. Dalgasını geçen, lay-lay-lom diye devam eden film, birden seyirciden, onu ciddiye almasını bekliyor. 1980’ler TRT komdei skeçlerinin ortasında adamlar durur, kameraya bakar, “bu işin şakası; ama yatmadan fişi çekmezseniz eviniz yanabilir, hayatınız kayabilir” gibi mesajlar verip, her şeyin içine ederlerdi ya. İşte bu da öyle. Ton değiştirmesine yine ses çıkarmayacağım (hahaha – çok komiğim ya) ama yazımın başında bahsettiğim hiçbir zamana ait detaya film yer vermiyor.
The Artist’te absürt bir anlam kargaşası var. Bir sahnede Valentin kendini vuracak ki köpek evden kaçıp, Lassie gibi polis çağırıyor mesela. İki kare sekansı arasında muazzam bir anlam sürtüşmesi var. Film okullarında o sahne “nasıl montaj yapılmaz” diye gösterilmeli. Sessiz sinemanın en büyük özelliği tutarlılığıdır; gönderme yapacağına bari bunu yakalasaydı Monsiuer Hazanavicius.
Page 1 |
Page 2 |
Page 3 |
Page 4 |
Page 5 |
Page 6 |
Page 7 |
Page 8 |
Page 9 |
Page 10 |
Page 11 |
Page 12 |
Page 13 |
Page 14 |
Page 15 |
Page 16 |
Page 17 |
Page 18 |
Page 19 |
Page 20 |
Page 21 |
Page 22 |
Page 23 |
Page 24 |
Page 25 |
Page 26 |
Page 27 |
Page 28 |
Page 29 |
Page 30 |
Page 31 |
Page 32 |
Page 33 |
Page 34 |
Page 35 |
Page 36 |
Page 37 |
Page 38 |
Page 39 |
Page 40 |
Page 41 |
Page 42 |
Page 43 |
Page 44 |
Page 45 |
Page 46 |
Page 47 |
Page 48 |
Page 49 |
Page 50 |
Page 51 |
Page 52 |
Page 53 |
Page 54 |
Page 55 |
Page 56 |
Page 57 |
Page 58 |
Page 59 |
Page 60 |
Page 61 |
Page 62 |
Page 63 |
Page 64 |
Page 65 |
Page 66 |
Page 67 |
Page 68 |
Page 69 |
Page 70 |
Page 71 |
Page 72 |
Page 73 |
Page 74 |
Page 75 |
Page 76 |
Page 77 |
Page 78 |
Page 79 |
Page 80 |
Page 81 |
Page 82 |
Page 83 |
Page 84 |
Page 85 |
Page 86 |
Page 87 |
Page 88 |
Page 89 |
Page 90 |
Page 91 |
Page 92 |
Page 93 |
Page 94 |
Page 95 |
Page 96 |
Page 97 |
Page 98 |
Page 99 |
Page 100 |
Page 101 |
Page 102 |
Page 103 |
Page 104 |
Page 105 |
Page 106 |
Page 107 |
Page 108 |
Page 109 |
Page 110 |
Page 111 |
Page 112 |
Page 113 |
Page 114 |
Page 115 |
Page 116 |
Page 117