This page contains a Flash digital edition of a book.
sinopale.org 6 Yazan: Esin Ünlüat Kurdoğlu


DİYOJEN KİMDİR? D


iyojen (Diogenes) M.Ö. 412 - M.Ö. 320 yılları arasında yaşamış ve kendine yetme ile sadelik


ilkelerine dayanan yaşam biçiminin öncülerinden çileci, Kinik Sinop’lu düşünürdür.


Doğruluğu kuşkulu pek çok öykünün kahramanı olan Diyojen gündüzleri Atina sokaklarında elinde fenerle dolaşarak, dürüst bir adam aradığını söyler. Atina’da gelenekçiliğe karşı bir tavır alan Diyojen, toplumdaki yapaylıklara ve uzlaşımsal değerlere meydan okur, her tür yerleşik kuralın insanın doğallığına aykırı düştüğüne inandığı için, toplumun tüm yerleşik kurallarına karşı çıkmayı, uzlaşımsal ölçü ve inanışların çoğunun boş olduğunu göstermeyi ve insanları yalın ve doğal bir yaşam biçimine çağırmayı amaçlar.


Diyojen zincirleri kırıp, toplumdaki yapaylıklara meydan okumak, insanlara değer verdikleri şeylerin hakikatini göstermek ister. Bunu ise ancak bir dilenci gerçekleştirebilir. Zincirlerinden soyunup yeni bir giysiye bürünen tuhaf bir dilenci. Yeni giysi çul, değnek ve torbadır. Diyojen’in yeni idolü ise köpeklerdir. Onun yeni yaşam biçiminin temel ilkesi yeterliliktir. Kişi mutluluk için gerekli her şeyi kendi içinde taşıyabilmeli, kimseden bir şey istememelidir. Zaman zaman heykellere dilenir gibi el açar, nedeni sorulduğunda “retlere alışmak için böyle yapıyorum” der. Diyojen


ilkelerinden biri olan utanmazlık zırhını giyerek zararsız gördüğü kimi eylemlerin üzerinden toplumsal baskıyı kaldırabilmeye çalışır. Sözünü sakınmazlığı bir diğer ilke olarak benimseyen filozof, yozluğu ve kibri bu silahla yenerek insanları yenilenmeye çağırabileceğini düşünür. Ahlaksız bir adamın ev kapısının üzerindeki “Fenalık adına hiçbir şey bu kapıdan girmesin!” kitabesini okuyunca, “O halde ev sahibi nereden girsin!” der. Girdiği bir hamamın suyunun pis olduğunu gördüğünde, “Burada yıkandıktan sonra nereye gidip temizlenmeli!” diye feryat eder. Diyojen bir başka ilkesi olan ahlaki olgunlaşmanın ise ancak metotlu bir eğitimle gerçekleşebileceğini söyler bu yüzden. Hayatın bütün görüntülerini bir açık hava dershanesinin araç ve gereçleri haline getirmenin yolunu arar; bunu yapmak için oklarını hedefe isabet ettiremeyen bir adamı görüp hedef tahtasının önüne oturur ve “hiç olmazsa şimdi başıma bir kaza gelmez” der.


Bir fıçıya her şey konulabilir; peki bir fıçı bir insanın evi olabilir mi? Diyojen, bir fıçıyı kendine hem bir ev hem de bir kürsü edinir.Evi olan fıçısını sokaklarda yuvarlar, sonra üzerine çıkıp keskin sirkeden daha keskin sözleriyle zenginlere seslenir. Hakimleri kararlarını yeniden düşünmeye, rahipleri riyadan kurtulmaya ve samimi olmaya, erkekleri erkek gibi olmaya çağırır. Kürsüsünden yaptığı konuşmalar ile halkı batıl inançlardan, askerleri zulümden vazgeçirmeye çalışır, sözünü kimseden sakınmıaz. Diyojen’e göre bir dilenciye kim ne yapabilir; elinde fenerle güpegündüz Atina sokaklarında dolaşan bu deliye kim hesap sorabilir. Kimse. Ona sadece “neden gündüz fener” diye sorabilirler ve aldıkları cevap ise “BİR ADAM ARIYORUM” olmuştur.


Tabii ki Diyojen bu haliyle başkalarına bir fıçıda yaşamayı teklif etmez; aslında bu yalın yaşamı ile göstermek istediği kısıtlı koşullarda bile mutlu ve bağımsız olunabileceğidir. Onun amacı, insanlara “hayatımda ne fazla ve ne eksik” sorusunu


sordurtmaktır ve kendisini bu amaca öylesine adamıştır ki avucuyla su içen bir çocuk gördüğünde maşrapasını kırar ve “Bu çocuk bana hâlâ fazla eşya taşıdığımı öğretti” der.


Ve Diyojen bir imparatoru “GÜNEŞİMİN ÖNÜNDEN ÇEKİL!” diyerek azarlar ki o çağının en büyük imparatoru Büyük İskender’dir. Bir yanda parlak alayı ile Makedonya İmparatoru Büyük İskender, diğer yanda ise paçavralar içinde güneşlenen Diyojen. Biri yücelterek, diğeri aşağılayarak dünyayı kendine dar gören iki adam karşı karşıyadır. Ayağına kadar gelen ve ona ihsanda bulunmak isteyerek “Ne dilersen, yapayım” diyen imparatora, üzerine düşen gölgenin İmparator’un gölgesi değil aslında tüm dünyanın gölgesi olduğunu hisseden ve imparatorun ihsanı ile dünyanın tüm nimetlerini bu gölgede sembolleştiren Diyojen gölgeyi elinin tersi ile iterek “Gölge etme başka ihsan istemem!” cevabını verir.


Diyojen’e göre sade yaşam tarzı, sadelikten başka, örgütlenmiş, dolayısıyla uzlaşımsal toplumların görenek ve yasalarını da önemsememek anlamına gelmektedir. Diyojen, doğaya aykırı bir kurum olan ailenin yerini, kadınların ve erkeklerin tek bir eşe bağlı olmadığı, çocukların ise bütün toplumun sorumluluğunda bulunduğu doğal bir durumun alması gerektiğini savunmuştur. Diyoyen yoksulluk içinde yaşadığı, halka açık yerlerde yatıp kalktığı ve yiyeceğini dilenerek topladığı halde, herkesin aynı şekilde yaşaması gerektiğini savunmamıştır. Onun tek amacı, kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermek olmuştur.Onun savunduğu yaşam tarzının ilkelerinden biri olan kendine yetme, kişinin, mutluluk için gerekli olan herşeyi kendi içinde taşıyabilmesi, utanmazlık kendi başına zararsız olan bazı eylemlerin hiçbir şekilde yapılamayacağını öne süren uzlaşımları umursamamak anlamına gelir. Bunlardan yola çıkarak yerleşik düzenin davranış kalıplarına uymadığı için, kendi açısından sade ve doğal, toplumsal değerler açısından ise sefil denebilecek bir yaşam sürdürmesi nedeni ile Diyojen kinik olarak tanımlanmıştır. Diyojen’in diğer ilkeleri ise yozluğu ve kendini beğenmişliği açığa vurmaktan ve insanları yenilenmeye yöneltmekten asla çekinmemek anlamında sözünü sakınmazlık ve ahlaki yetkinliğe ancak yöntemli eğitimle, iradenin gücünü sınayan pratik egzersizlerle ulaşmaktır.


Bütün bu ilkeleri ,yaşam tarzı ve sözleri ile Sinop’lu Diyojen kendi çağından asırlar ötesine evrensel bir dille seslenmiş ve seslenmektedir.


illüstrasyon Osman Sarı


Page 1  |  Page 2  |  Page 3  |  Page 4  |  Page 5  |  Page 6  |  Page 7  |  Page 8  |  Page 9  |  Page 10  |  Page 11  |  Page 12  |  Page 13  |  Page 14  |  Page 15  |  Page 16