This page contains a Flash digital edition of a book.
sinopale.org 2 B


ir gün, Diyojen güneşlenirken, Büyük İskender yanına giderek ona istediği herhangi bir şeyi kendisine bahşedebileceğini söyler. Diyojen “Güneşimden az çekil” diye karşılık verir. 1


“Görünebilir bir görünmez vardır; gözden uzak tutarak gizli tutabileceğim, görünenin görünmez düzeni. Bu görünmez, yapay bir şekilde gözden uzak tutulurken, dışsallık olarak adlandırılabilecek olan alanda varlığını sürdürmeye devam eder.” 2


4. Uluslararası Sinop Bienali’nin Kavramsal Çerçevesi


İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, -birçok adlandırmanın yani sıra- sıklıkla Bilgi Çağı olarak anılır. Muhtemelen bu isimlendirme ile bilgiye hızlıca erişimin olabilirliği müjdelenmektedir. Oysa ne çelişkidir ki, bilginin hızı ve miktarı arttıkça, ona duyduğumuz güvenin gitgide azaldığına tanık oluyoruz. Her yeni gelen bilgi bir öncekini çürütmeye yönelik karşıt argümanlar ve komplo teorileri ile beraber süratle yayılıyor. Ulaşan bilgi ile henüz bir ilişki kurulamadan dikkatlerin hemen bir sonraki bilgilendirme üzerine çekilmesi, bu çağın en belirgin özelliklerinden biri. Herhangi bir bilginin kaynağından çıkıp da bireye ulaşıncaya kadar bir manipülasyonlar silsilesinden geçerek tahribata uğramış olacağı düşüncesi öyle kanıksanmış olmalı ki, “doğru” kavramı bugün büyük bir soru işareti ile beraber anılıyor.


Kökeni MÖ 5. yüzyıla dayanan Kinik felsefenin öncüleri arasında günümüzde adı en çok anılanı Sinoplu Diyojen’dir (Diogenes). Yazılı bir kaynak bırakıp bırakmadığı bilinmemekle birlikte, ondan bugüne kalan herhangi bir metin bulunmamış, daha çok aykırı söylemleri ve yaşam biçimi dilden dile aktarılarak ün kazanmıştır. Hayatının önemli bir bölümünü Atina’da geçirmiş olmasına karşın Sinoplu olmakla bilinir (Diogenes of Sinope, Diogenēs ho Sinōpeus). Bir çok Kinik felsefecinin aksine, insanın hayatını sadeleştirip tıpkı hayvanlar gibi doğa ile denge içinde


GÖLGENİN BİLGELİĞİ: BOZULMUŞ BİLGİ ÇAĞINDA SANAT


yaşadığında en mutlu haline ulaşacağını, insanın kültürü para ve statü arzusu üzerine dayandırdığı sürece, bu sadeliğe ulaşmanın mümkün olamayacağını sadece savunmakla kalmayıp bunu hayatında uygulamaya geçirmiştir. Yaşamı boyunca kendisini lüksten ve onun getirdiklerinden arındırmış ve medeni hayatla her fırsatta alay eden bir düşünür olarak tanınmış, tarihe bu şekilde yerleşmiştir. Bir felsefeci olarak döneminde para karşılığı halka bilgi satan ya da devlet tarafından bolca paraya boğulan çağdaşlarının aksine, tercihi doğrultusunda hayatını sefalet içinde sürmüş olduğu anlatılır. 3


Batı ideolojisinin dayanağı olagelen, özellikle Aydınlanma Felsefesi’nin üzerine temellendirildiği ışık ve bilgi arasındaki ilişkinin çağlar içinde güçlendirilmiş etkisi, Diyojen’in Büyük İskender’e söylemiş olduğu iddia edilen “gölge etme başka ihsan istemem” sözüyle zihnimize kazınmıştır. Oysa hikâye bir bütün olarak okunduğunda, kendi tercihi ile oldukça “yoksul”, olabildiğince sadeleştirilmiş bir hayat süren Diyojen’in bir yol kenarında güneşlendiği sırada felsefeyi ödüllendirmek isteyen Büyük İskender’in onun ayağına kadar gelip “dile benden ne dilersen” önerisine, “güneşimden az çekil hele” gibi bir kinik yaklaşımda bulunduğu görülür. Bu anlamda duruşu, otoriteye, “senden hiçbir şey istemiyorum, yeter ki bana engel olma” yerine, “güneşle, doğa ile bağlantımı kesip bana gündelik hayata dair arzulamadığım, ihtiyaç


duymadığım lüksü boşu boşuna önerme” biçiminde okunabilir. Öte yandan yine çok duyulmuş olan, gün içinde feneri alıp sokaklarda dolaşırken aktivitesini “insan arıyorum” şeklinde açıklaması, belki de çağdaşı olan ve çok daha rahat şartlar altında felsefe ürettiği bilinen Platon’un (Eflatun) daha sonra Aydınlanma felsefesinin de temelini oluşturacak olan ışık ve bilgi metaforuna karşı benzer şekilde eleştirel ve alaycı bir duruştu.


Gölge ve karanlık Batı Felsefesi’nde, negatif çağrışımlarla anılır; ışığın, doğruluğun, bilginin ve bilgeliğin olmadığı koşul olarak karşılık bulur; acilen aydınlatılmalı ve daha çok aydınlatılmalıdır. Öyle ki, bugün hala bilginin aktarılış biçimi bu metafora dayandırılır. Karanlıktaki gerçekler aydınlığa kavuşur. Ancak gerçeğin bir kez aydınlığa kavuşmuş olması, daha fazla kavuşmayacağı anlamına gelmez. Işığın derecesi arttırılarak bir gerçek git gide daha çok aydınlığa kavuşabilir. Her gün, şimdiye kadar duyduklarımızın yanlış, şimdi duyurulmakta olanın gizlenmekte olan “asıl” gerçekleri “aydınlatmakta” olduğu bilgisi, çağın mümkün olan tüm iletişim kanallarından insanlığa ulaşır. Şimdiye kadar bildiklerimizin bizi uyutmak için anlatıldığı ve bu kez “asıl” gerçeklerin gün ışığına çıktığını o kadar sık duyarız ki, bizi başlangıçta şaşkına çeviren tüm yeni bilgiler hızla normalleşme sürecine girer… Öte yandan tarih boyunca iletişim araçları çoğaldıkça artan ve patladıkça önemsizleşen bu enformasyon bombardımanı içinde, tüm yerleşik


IŞIN ÖNOL


Page 1  |  Page 2  |  Page 3  |  Page 4  |  Page 5  |  Page 6  |  Page 7  |  Page 8  |  Page 9  |  Page 10  |  Page 11  |  Page 12  |  Page 13  |  Page 14  |  Page 15  |  Page 16