This page contains a Flash digital edition of a book.
ortak olur, tütsü ya da mum yakarsınız onlarla. Sayısız Budist Tapınağının olduğu bu şehirde(400 tane kadar olduğu söyleniyor) ayrıca hemen her sokak başında küçük Buda heykelleri ve o heykellere sunulmuş çeşitli yiyecek ve içeceklerin bulunduğu ufak tefek tapınaklarla da sıkça karşılaşıp, Budizm’ in temelini oluşturan öğretilerin hem biçimsel olarak hem de paylaşımsal yönlerine tanık olursunuz. Alfabenin, dilin ve insan yaşayışının değişen değerleriyle değişen algı farklılıklarıyla, iletişim kurmakta güçlük çekseniz de, daha sonra kendi ülkenizden karşılaşacağınız insanların “alışın, sol gösterdiğinizde sağa gitseler de, öğlen vakti binecek taksi bulamadığınızda ve duran hiçbir taksi de anlamadığınız sebeplerle sizi almadığında da sinirlenmeyin” telkinlerini zamanla anlamaya başlarsınız. Günün belli zamanlarında İstanbul’ u aratmayan trafiğe girdiğinizde de sinirlenmezseniz, alışık olduğumuz damak tadının çok dışında, bol sarımsaklı, bol acılı ve bol kalamarlı yemeklerine, sokak arası seyyar lokantalara da alışabilirsiniz. Bir zaman sonra yediğiniz her şeyin tadı aynı gibi gelmeye başlasa da, aslında değişen baharatlar ve mekanlarla değişen tatlara alışırsınız. Fakat yine de deniz ürünlerinden vazgeçmemek, tadına bakıp bakıp bıraktığınız diğer yemeklere göre aç kalmanızı engelleyecektir. Hem çok çeşidiyle hem de yengeçten ıstakoza Türkiye’ de asla yiyemeyeceğiniz fiyatlara yiyebilirsiniz. Gerek para birimlerinin dolar karşısında değersizliği(1usd=30 baht), gerekse de genel olarak ucuz olan fiyatlar, her şeyin tadına bakmanızı ya da heryere gitmenizi kolaylaştıran güzel etmenler. Bir de merkezin dışında limana yakın yerlerde sokakta caddelerde yürüyen fillerle karşılaşmak çok olası. Biz yalnız bir tane görsek de, birçok yerde daha fazlasını görmek çok olasıymış burada.


Bangkok’ da limanda yaklaşık bir hafta kaldıktan sonra çıktığımız demirde bir


ayı doldururken fırsat buldukça motorla karaya çıkıyor, başka şehirlerini de geziyoruz Tayland’ın. Dünyada seks turizmiyle meşhur Pattaya’ ya gidiyoruz bir gün. En bilinen yeri Walking Street’ de gezinirken, öğlen saatlerinde pek bir özelliğinin olmadığını, akşama kadar orda burada bir şeyler yiyip içerek geçirdikten sonra(turistik bir yer olması dolayısıyla dünya mutfağından ya da kendi damak tadımıza yakın yemekler bulabildiğimiz için) vakit akşama yaklaşırken görüyoruz ki tam bir et pazarı. Sezonu olmamakla birlikte yine de dünyanın hemen her yerinden çeşitli renk ve özellikte erkeğin sokakları ve barları doldurduğu, sayısız kadının henüz işbaşı yapmamış, yemek yerken ya da makyaj yaparken oturduğu barlarda akşama hazırlandıklarını görüyoruz. Biz kendi adımıza durumdan pek haz etmesek de, herkes bir şekilde ya memnun ya da işini yapıyor. 65-70 yaşında beyaz bir adamın, 15-20 yaşlarında bir Uzakdoğulu kızla el ele yürümesini, ya da bir kadından kolay kolay ayırt edemeyeceğiniz transseksüellerin sayısının fazlalığına da kısa zamanda alışabiliyorsunuz. Bunlar dışında sayısız masaj salonlarından birinde, biz tercihen gerçek ve sadece bir masaj salonu vasfıyla çalışan bir yer bularak ayak masajı yaptırıyoruz ve tepkilerimize kıkır kıkır gülen Uzakdoğulu kızlara “no pompem” diyerek masajın keyfini sürüyoruz. Dil yapıları dolayısıyla bazı latince harf leri telaffuz edememeleri sebebiyle İngilizce’ yi de zamanla onlarla konuşurken onların telaffuzlarıyla konuşmamızı kaçınılmaz kılıyor. No problem yerine no pompem, (V.krallarını çok seviyorlar gördüğüm kadarıyla) fifth king yerine pit king, slowly yerine solonii, after yerine aptıl, finish yerine pinit, zero yerine zilo gibi kelime ve cümleleri İngilizce repertuarımıza ekledikten sonra daha kolay iletişim kurabiliyor olduğumuzu görüyor, Thai İngilizcesi ile hayatımızı sürdürüyoruz.


Page 1  |  Page 2  |  Page 3  |  Page 4  |  Page 5  |  Page 6  |  Page 7  |  Page 8  |  Page 9  |  Page 10  |  Page 11  |  Page 12  |  Page 13  |  Page 14  |  Page 15  |  Page 16  |  Page 17  |  Page 18  |  Page 19  |  Page 20  |  Page 21  |  Page 22  |  Page 23  |  Page 24  |  Page 25  |  Page 26  |  Page 27  |  Page 28  |  Page 29  |  Page 30  |  Page 31  |  Page 32  |  Page 33  |  Page 34  |  Page 35  |  Page 36  |  Page 37  |  Page 38  |  Page 39  |  Page 40  |  Page 41  |  Page 42  |  Page 43  |  Page 44  |  Page 45  |  Page 46  |  Page 47  |  Page 48  |  Page 49  |  Page 50  |  Page 51  |  Page 52  |  Page 53  |  Page 54  |  Page 55  |  Page 56  |  Page 57  |  Page 58  |  Page 59  |  Page 60  |  Page 61  |  Page 62  |  Page 63  |  Page 64  |  Page 65  |  Page 66  |  Page 67  |  Page 68  |  Page 69  |  Page 70  |  Page 71  |  Page 72  |  Page 73  |  Page 74  |  Page 75  |  Page 76  |  Page 77  |  Page 78  |  Page 79  |  Page 80  |  Page 81  |  Page 82  |  Page 83  |  Page 84  |  Page 85  |  Page 86  |  Page 87  |  Page 88  |  Page 89  |  Page 90  |  Page 91  |  Page 92  |  Page 93  |  Page 94