Birikmiş sıkıntıları, onlarca gün yüklenilmiş elektriği toprağa bırakırsınız karaya ayak
basmakla. Biraz merak, biraz yüzeye çıkmış iştah, bazen yalnızca bir “git”, kente sürükler insanı. Nerede bulacağını bilmediğin bir şeyleri arar gibi gezinirsin kentin izlerinde, sokaklarında, barlarında, tarihinde…
Kudretinden korktuğun bir dil gibidir kent çoğunlukla… anlamaya yaklaştıkça
uzaklaştırır seni kendinden. Anlamaya başladıkça sahiplenir, sahiplendikçe yorar, yorulursun izlerinde. Dilini bilmediğin bu dünyanın tüm sırları aslında, asla sahip olamayacağın izlerinde gizlidir. O “biraz merak” peşinden sürükler çoğunlukla. Görülesi her yeri görme telaşıyla açıldığın bilinmez derinliklerinde, kendini arayan insanlarla karşılaşabilirsin, ya da bir farkınavarışın tüm sınırlarını zorlayan, senin geldiğin dünyaya ve o dünyanın anlamlarına sırtını dönmüş bir “yabancı”ya. Bazen kendini, bazen de sahip olduğun anlamları kaybedersin çarptığın farkınavarış yolculuğunun duvarlarında… Geldiğin bir bilinmez “doğu”nun uzağında bir doğuda, geldiğin zamanın farkında ama uzağında bir zamanda, çaresiz icabet edilmiş bir davetin tek yabancısı gibi, yalnız ve biraz da misafir olarak karşılaşırsın gördüğün her şeyle…
Ne çok yabancı, ne çok misafir geçmiş, geçtiğin yerlerden. Hayatta “iz”lerle derdin
olduğu için bilhassa görürsün arkada bırakılmış tüm izleri. Değmemeye, değdiğin yeri bozmamaya çalışırsın, ilerlerken yeni “iz”ler bırakırsın. Sen gördüğün her şeyi izlerken, gördüğün herkeste seni izler. Biçimsel farkın, bu coğrafyada bunun kaçınılmazıdır. İz bırakman kolaydır, üzerinde izlerin kalması da…
Önce hayallerde ve bilinmezin, farklılığın çekiciliğinde varılmış bir yerdir, biz zaman
sonra arkanda kalacak ve sadece derin izler, sorular bırakmış bu yer. Tatil, turizm rehberleri iz bırakamayacak kadar aşınmış yerlere çekerken, kaldığınız süreye ve boş vaktinizin miktarına göre, görülebilecek yerlerle doludur aslında. İnternette bir arama motoruna ismini girersiniz, gezilebilecek bir yer, tarihten izler sunmazken, arzulara ve doyurulmaz iştahlara sunulan sayısız görsel ve deneyimin aktarımlarından kendi yolunuzu ayırırsınız. Zaten çıkılmış bir yolun haritaları gidiş yollarını sunarken yalnızca, bulduğunuz, ya da bulacağınızı umduğunuz şeyler sizin derinliğinize ya da karşılaştığınız imgelerin gücüne bağlıdır çoğunlukla.
Bangkok’ da, bir büyük Uzakdoğu şehrinde, önce size yabancı tüm yaşayışın, gündelik
hayatın tüm alanlarını dolduran detaylarına takılırken, bir dinin ya da dinsel-felsefi bir öğretinin şekillediği insan yapısının gülen yüzleriyle karşılaşırsınız. Kendilerince de “güleryüzlü insanların” ülkesidir burası. Gölgede 35 derece sıcakta şehri dolaşmak çok kolay olmasa da, klimalı taksilerde şehrin genel hatlarını izlerken, Budist Tapınakların rengarenk derinliğinde, dinin yaşayış şekli ve insani değerler bağlamında tplumsallaşmış ibadetlerine, okuyarak anlamaya çalıştığınız bir dinin insani değerlerini el üstüne alarak
Page 1 |
Page 2 |
Page 3 |
Page 4 |
Page 5 |
Page 6 |
Page 7 |
Page 8 |
Page 9 |
Page 10 |
Page 11 |
Page 12 |
Page 13 |
Page 14 |
Page 15 |
Page 16 |
Page 17 |
Page 18 |
Page 19 |
Page 20 |
Page 21 |
Page 22 |
Page 23 |
Page 24 |
Page 25 |
Page 26 |
Page 27 |
Page 28 |
Page 29 |
Page 30 |
Page 31 |
Page 32 |
Page 33 |
Page 34 |
Page 35 |
Page 36 |
Page 37 |
Page 38 |
Page 39 |
Page 40 |
Page 41 |
Page 42 |
Page 43 |
Page 44 |
Page 45 |
Page 46 |
Page 47 |
Page 48 |
Page 49 |
Page 50 |
Page 51 |
Page 52 |
Page 53 |
Page 54 |
Page 55 |
Page 56 |
Page 57 |
Page 58 |
Page 59 |
Page 60 |
Page 61 |
Page 62 |
Page 63 |
Page 64 |
Page 65 |
Page 66 |
Page 67 |
Page 68 |
Page 69 |
Page 70 |
Page 71 |
Page 72 |
Page 73 |
Page 74 |
Page 75 |
Page 76 |
Page 77 |
Page 78 |
Page 79 |
Page 80 |
Page 81 |
Page 82 |
Page 83 |
Page 84 |
Page 85 |
Page 86 |
Page 87 |
Page 88 |
Page 89 |
Page 90 |
Page 91 |
Page 92 |
Page 93 |
Page 94