büyük yıldızlara Fenerbahçe forması giydirmeyi nasip edecekti. Roberto Carlos’un imza töreni, çocukluk hayallerini az da olsa gerçekleştirdiği gündü biraz da.
Bir amatör takımda oynarken yavaş yavaş hem eğitimin hem de sporun gitmeyeceğini anlamıştı. Çünkü ailesinin üstündeki inşaatçılık baskısı artıyordu. Onu bekleyen bir inşaat devi vardı. Öyle bir dev ki NATO ihalelerini alıyor, iş çevrelerinde dayısı NATO müteahhidi olarak tanınıyordu.
O da gerçeği anladı ve bir anda futbolu bırakarak Mühendislik Fakültesi’ne yazıldı. Kendisini Fenerbahçe başkanlığına götürecek olan ilk imzasını da öğrenci kimliğinin üstüne atıyordu. Ama gönlünün bir tarafında hep o Fenerbahçe forması vardı. Ailesinin istediğini yapma ferahlığı bile bu duyguyu bastıramıyordu. O formayı elde edemeyince daha da hırslandı. Belki de bugün yaşadıkları sadece onun Fenerbahçe hırsından kaynaklanıyordu.
Üniversiteden mezun olduğunda o da dayısı gibi bir inşaat devi olacağına
emindi. Çünkü aile terbiyesi almıştı ve kendisine güveniyordu. Güçlü hitabet ve ikna yeteneği üniversite günlerinde ortaya çıkmıştı. Ayrıca ailesinden öğrendikleri de onun iş dünyasında lider insanlardan biri olmasını sağlayacaktı.
Spor yöneticiliğine ise 90’ların başında Metin Aşık yönetimiyle Fenerbahçe sayesinde giriş yaptı. Çocukluğu boyunca hayalini kurduğu o formayı giyemiyordu ama o formayı kimlerin giyeceğini o seçiyordu. İlk önemli işi Tanju Çolak’ı transfer etmek oldu. İleriki yıllarda yapacağı Ortega, Van Hooijdon, Anelka, Roberto Carlos transferlerinin habercisiydi Tanju Çolak.
Metin Aşık başkanlığındaki bu dönemde medyanın ne kadar önemli bir güç olduğunu da kavradı. Çünkü o dönemde Fenerbahçe yönetimleri bir birlik halinde değildi. Önemli vakıf lar birbirleriyle sürekli çekişiyor, seçim döneminde minderde kim kalırsa o vakıf başkan çıkarıyordu. Haliyle başarısız vakıf lar spor basınıyla anlaşarak çok ciddi bir muhalefet oluşturuyorlardı. Sırf bu muhalefet nedeniyle çok değerli başkanlar işlerini bırakmak zorunda kalmışlardı.
Bu tecrübeleri ona çok şey katacaktı. Çünkü 1998 yılında başkanlığa geldiğinde ilk olarak basınla ilişkilere önem verdi. Kendisine yakın gazetecileri önemli yerlere getirirken kendisine muhalif olanları küçük gazetelerin yazarları kıldı. Böylece hükümranlık alanını daha da genişletiyordu.
Aziz Yıldırım’ı doğuran topraklar, hükümdarların topraklarıydı. Bu
Page 1 |
Page 2 |
Page 3 |
Page 4 |
Page 5 |
Page 6 |
Page 7 |
Page 8 |
Page 9 |
Page 10 |
Page 11 |
Page 12 |
Page 13 |
Page 14 |
Page 15 |
Page 16 |
Page 17 |
Page 18 |
Page 19 |
Page 20 |
Page 21 |
Page 22 |
Page 23 |
Page 24 |
Page 25 |
Page 26 |
Page 27 |
Page 28 |
Page 29 |
Page 30 |
Page 31 |
Page 32 |
Page 33 |
Page 34 |
Page 35 |
Page 36 |
Page 37 |
Page 38 |
Page 39 |
Page 40 |
Page 41 |
Page 42 |
Page 43 |
Page 44 |
Page 45 |
Page 46 |
Page 47 |
Page 48 |
Page 49 |
Page 50 |
Page 51 |
Page 52 |
Page 53 |
Page 54 |
Page 55 |
Page 56 |
Page 57 |
Page 58 |
Page 59 |
Page 60 |
Page 61 |
Page 62 |
Page 63 |
Page 64 |
Page 65 |
Page 66 |
Page 67 |
Page 68 |
Page 69 |
Page 70 |
Page 71 |
Page 72 |
Page 73 |
Page 74 |
Page 75 |
Page 76 |
Page 77 |
Page 78 |
Page 79 |
Page 80 |
Page 81 |
Page 82 |
Page 83 |
Page 84 |
Page 85 |
Page 86 |
Page 87 |
Page 88 |
Page 89 |
Page 90 |
Page 91 |
Page 92 |
Page 93 |
Page 94